Ablam Hüma Babuna'nın Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı'na
gönderdiği
22 Kasım 2006 tarihli dilekçe
22 Kasım 2006
Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’na
Sayın Nimet Çubukçu,
Ben Ayşegül Hüma Babuna 40 yaşındayım. Alman Lisesinin ardından İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdikten sonra Washington D.C.’de Georgetown Üniversitesi’nde eğitimime devam ettim, yaklaşık 5 yıl kadar Amerika’da yaşadım.
Bundan birkaç ay önce kardeşlerim Ceyda ve Oktar’la birlikte İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne ortak bir dilekçe yazarak, Mahkemeyi, annemizin ve babamızın yaşlı bir avukatın kontrolüne girdiği, o avukatın her dediğini yaptıkları, bu avukatın yönlendirmesiyle mahkemede yalancı tanıklık yapabilecekleri konusunda uyarmıştık.
Bu uyarımızın üzerinden 4 ay geçmeden, annem Semin Babuna, bu yaşlı avukat kadın tarafından yazılıp eline tutuşturulan uydurma bir hikayeyi İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne anlatmıştır. Babam Cevat Babuna da aynı şeyi televizyonlarda yapmıştır. Her ikisi de benim namıma yalan-yanlış hikayeler anlatmışlardır.
Benim adımı kullanarak anlattıkları bu hikayelerin gerçek muhatabı olarak bunların doğrusu hakkında zat-ı alinizi kısaca bilgilendirmek istiyorum:
Benim alıkonduğum ve zorla bir yerde tutulduğum iddiası: Yaşlı avukatın anneme ezberlettiği yalanların en saçma olanı budur. Ben, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki 13 Ekim 2006 ve 17 Kasım 2006 tarihli duruşmalara bizzat geldim, kendi hür irademle ifade verdim, mahkeme heyetine kendi elimle dilekçe sundum. Orada beni yargıçlar, cumhuriyet savcısı, izleyiciler, basın mensupları gördüler ve benim hür irademle hareket ettiğime ve alıkonma iddiasının mesnetsiz olduğuna doğrudan tanık oldular. Bu nedenle bu saçma iddianın itibar edilecek bir yönü olmadığı ortadadır.
Babam ve annemin “çocuklarımın malvarlığı ellerinden alındı” iddiası: Bu da tamamen asılsız bir iddiadır. Annem ve babam gerçekleri çarpıtıyorlar. Yıllardır erkek kardeşim Oktar dünyanın en nadir ve en ölümcül hastalıklarından birisiyle mücadele ediyor. Babam en başından beri Oktar’ın tedavisine para harcamaya yanaşmadı. Annem de babamı destekledi. Nitekim Amerika’da devam eden bu tedavi esnasında bize para göndermediler. Hastane, para ödeyemediğimiz için kanser tedavisini keseceğini söyledi, bu da Oktar’ın yüksek ihtimalle öleceği anlamına geliyordu. Kız kardeşlerim ve ben sahip olduğumuz bir kaç dükkanı satarak Oktar’ın tedavisi için harcadık. Buna bütün sülalemiz tanıktır. Annem ve babamın harcamaktan kaçtıkları tedavi masraflarını karşılamak için sattığımız gayrimenkullerimizi böyle çarpıtarak lanse etmeleri, annem ve babamın o malum avukat kadının tam kontrolünde olduklarının somut kanıtıdır.
“Çocuklarım onlara emredileni yapıyorlar” iddiası: Bu gülünç bir iddiadır. Biz beş kardeşiz, yaşlarımız 45, 44, 40, 37, ve 26. Hepimiz kolej ve üniversite bitirdik. Akıllı, reşit, saygın insanlarız. Başkalarının telkinleriyle değil aklımızla hareket ederiz. Eğer annemin dediği yapıda kişiler olsaydık, takdir edersiniz ki bu sosyal seviyeye ulaşamazdık. Bunu annem ve babam da çok iyi bilirler. Nitekim sadece bir kaç yıl evvel babam Cevat Babuna Kadir Çelik’in “OBJEKTİF” programında: “Ben bütün çocuklarıma çok güvenirim, onlar çok iyi yetişmiş, çok namuslu çocuklardır. Onlar bir yere gittiklerinde araştırmam, gözüm arkada kalmaz, onları destekliyorum” demişti. Babamın şimdi aniden ortaya çıkıp “çocuklarım 13 yıldır yönlendiriliyorlar” demesi, esas yönlendirilenin babam olduğunu gösteriyor.
Annem ve babamın “çocuklarım evi terketti nerede yaşadıklarını bilmiyorum” iddiası: Bu iddia da doğru değil, benim nerede yaşadığımı gayet iyi biliyorlar, çünkü alt katlarındaki dairede yaşıyorum. Ben 39 yaşıma kadar ailemle aynı evde kaldım, ancak geçen yıl annemin ve babamın oturduğu daireden ayrılıp kardeşlerimle birlikte aynı apartmandaki alt daireye taşındım. Bunun tek sebebi de namusuma, inançlarıma düşkünlüğüm ve milliyetçi muhafazakar çizgimden hiçbir şekilde taviz vermek istemeyişimdir. Bilmenizi isterim ki babam kamuoyuna kendisini tanıttığı gibi muhafazakar bir insan hiç değildir. Babam, içkiye, özellikle de viskiye düşkündür. Her gelen arkadaşına da zorla ikramda bulunur. Kendisinin “eğlence” olarak nitelendirdiği, ancak benim ve kardeşlerimin haysiyet ve namus anlayışımıza göre hiçbir şekilde uygun olmayan gayri ahlaki içkili ortamlar, benim bu evde yaşamak istemeyişimin temel nedenidir. Gerçek buyken annem ve babamın vicdan sömürüsü yapmaya kalkmalarının sorumlusu, onlara bunları ezberleten avukattan başkası değildir.
Babamın çok şefkatli bir insan olduğu iddiası: Bunu en son iddia edebilecek kişi, benim babamdır. Bizler babamızın kendisinden başkasını düşünmeyen egoist ve katı kalpli bir insan olduğuna tanığız. Bütün Babuna ailesi ve onu tanıyan herkes de tanıktır ve onun yakın çevresinde babamdan nefret etmeyen tek bir kişi bile yoktur. Somut bir örnek anlatayım: İki yıl evvel ablamın küçük oğlu Erdem’in kalp hastası olduğunu öğrendik. Bunun üzerine tüm kardeşlerimle birlikte biz seferber olduk. Biz hepimiz yeğenim için koşuştururken babam kılını kıpırdatmadı. Hem çevresi hem de her türlü imkanı olduğu halde hiçbir şey yapmadı. Bize de ukala bir edayla “Erdem tenis oynasın hiçbir şeyi kalmaz” dedi. Bu sözünün hemen arkasından yeğenim çok büyük bir açık kalp ameliyatı oldu, kalbindeki iki delik kapatıldı, beş tane damarının yönü değiştirildi ve doktorlar “eğer Cevat Babuna’yı dinleyip spor yaptırsaydınız Erdem hayatını kaybedebilirdi” dediler. İşte babam budur.
Annemin güya “çok müşfik, çocuklarına bağlı ve şefkatli bir anne olduğu” iddiası: Bu gerçek değildir. Anneannem hayattayken bize annemin çok merhametsiz olduğunu, iyi bir anne olmadığını, eğlenceyi bizden daha çok sevdiğini, mesela biz küçükken çok ağır hasta olduğumuz zamanlarda dahi annemin bizi anneanneme bırakıp gezmeye gittiğini söylerdi. Nitekim erkek kardeşim Oktar’ın kanser tedavisi esnasında bunu biz de yakinen gördük. Oktar’ın ölüm riski çok yüksek olmasına ve annemi defalarca çağırmamıza rağmen, annem Amerika’ya 6 yıl içinde bir kez bile gelmedi. Ben ve diğer kardeşlerim hep Oktar’ın başındaydık, Oktar’ın arkadaşları da aylarca 24 saat yanındaydılar ama annem ne yazık ki Bodrum’da tatildeydi. Bodrum tatilini ölümle pençeleşen öz oğluna yeğ tutan annemin “ben çoçuklarımın üstüne titredim” iddiasının takdirini, şimdi size bırakıyorum.
Babam Cevat Babuna’nın “Adnan Oktarı hiç görmedim ve hiç bir zaman destek vermedim” iddiası: Babam 1988 den beri Sayın Adnan Oktar’ı tanıyor, Bilim Araştırma Vakfı’nın faaliyetlerini destekliyor ve bizzat bu çalışmaların içerisinde en ön planda yer alıyordu. Adeta onun talebesi gibiydi. Babam bu tarihten itibaren yıllarca Sayın Adnan Oktar’ın kitaplarını kopyalayarak televizyon konuşmaları hazırladı. Yine uzun yıllar boyunca, Sayın Adnan Oktar’ın fahri başkanı olduğu Bilim Araştırma Vakfı konferanslarına defalarca konuşmacı olarak katılıp, her fırsatta bu vakfı ve mensuplarını öven konuşmalar yaptı. Buna bu vakfın konferanslarına konuşmacı olarak katılan devlet erkanından pek çok kişi de şahittir.
Benim güya evliliğimi bazı kişi ya da kişilerin etkisiyle bitirdiğim iddiası: Ben hiç kimsenin etkisi altında kalmadan evlenip yine kendi isteğimle karakter uyuşmazlığı sebebiyle ayrıldım. Başkalarının etkisi altında kalarak ayrıldığım iddiası tamamen asılsızdır.
Sonuç olarak; ilerleyen yaşları nedeniyle muhakemeleri zayıflayan ve karakter itibariyle de yönlendirilmeye çok müsait olan annemin ve babamın ardniyetli kişilerin telkinlerine kandıkları apaçıktır. Ortaya attıkları iddiaların esas muhatabı olarak, ben, annemin ve babamın söylediklerinin baştan sona gerçekdışı olduğunu tarafınıza bildiriyorum.
Bu konuda Sayın Bakanlığınızı bilgilendirmek istedim.