Ben Ayşegül Hüma Babuna 40 yaşındayım.
Alman Lisesinin ardından İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini
bitirdikten sonra Washington D.C.’de Georgetown Üniversitesi’nde
eğitimime devam ettim, yaklaşık 5 yıl kadar Amerika’da yaşadım.
Bundan birkaç ay önce kardeşlerim
Ceyda ve Oktar’la birlikte Sayın Makamınıza ortak bir dilekçe
yazarak, Mahkemenizi, annemizin ve babamızın yaşlı bir avukatın
kontrolüne girdiği, o avukatın her dediğini yaptıkları,
bu avukatın yönlendirmesiyle Mahkemenizde yalancı tanıklık
yapabilecekleri konusunda uyarmıştık.
Bu uyarımızın üzerinden 4 ay
geçmeden, annem Semin Babuna, bu yaşlı avukat kadın tarafından
yazılıp eline tutuşturulan uydurma bir hikayeyi Mahkemenize
anlatmıştır. Babam Cevat Babuna da aynı şeyi televizyonlarda
yapmıştır. Her ikisi de benim namıma yalan-yanlış hikayeler
anlatmışlardır.
Benim adımı kullanarak anlattıkları
bu hikayelerin gerçek muhatabı olarak bunların doğrusunu
Sayın Makamınıza kısaca anlatmak istiyorum:
Benim alıkonduğum
ve zorla bir yerde tutulduğum iddiası: Yaşlı
avukatın anneme ezberlettiği yalanların en saçma olanı budur.
Sayın Heyetinizin de hatırlayacağı üzere, 13 Ekim 2006 tarihli
duruşmaya geldim, duruşma boyunca bekledim ve duruşmanın
sonunda tarafınıza kendi elimle dilekçe verdim. Orada beni
sizler bizzat gördünüz ve benim hür irademle hareket ettiğime
ve alıkonma iddiasının mesnetsiz olduğuna sizler bizzat
tanık oldunuz. Eğer Sayın Heyetiniz karar verseydi kimsenin
beni alıkoymasının söz konusu olmadığını sözlü olarak da
anlatacaktım. Bununla birlikte Sayın Mahkemeniz ne zaman
uygun görürse tekrar anlatmaya hazırım. Bu nedenle bu saçma
iddianın itibar edilecek bir yönü olmadığını hatırlatıyorum.
Babam ve annemin
“çocuklarımın malvarlığı ellerinden alındı” iddiası:
Bu da tamamen asılsız bir iddiadır. Annem ve babam gerçekleri
çarpıtıyorlar. Yıllardır erkek kardeşim Oktar dünyanın en
nadir ve en ölümcül hastalıklarından birisiyle mücadele
ediyor. Babam en başından beri Oktar’ın tedavisine para
harcamaya yanaşmadı. Annem de babamı destekledi. Nitekim
Amerika’da devam eden bu tedavi esnasında bize para göndermediler.
Hastane, para ödeyemediğimiz için kanser tedavisini keseceğini
söyledi, bu da Oktar’ın yüksek ihtimalle öleceği anlamına
geliyordu. Kız kardeşlerim ve ben sahip olduğumuz bir kaç
dükkanı satarak Oktar’ın tedavisi için harcadık. Buna bütün
sülalemiz tanıktır. Annem ve babamın harcamaktan kaçtıkları
tedavi masraflarını karşılamak için sattığımız gayrimenkullerimizi
böyle çarpıtarak lanse etmeleri, annem ve babamın o malum
avukat kadının tam kontrolünde olduklarının somut kanıtıdır.
“Çocuklarım onlara
emredileni yapıyorlar” iddiası: Bu gülünç
bir iddiadır. Biz beş kardeşiz, yaşlarımız 45, 44, 40, 37,
ve 26. Hepimiz kolej ve üniversite bitirdik. Akıllı, reşit,
saygın insanlarız. Başkalarının telkinleriyle değil aklımızla
hareket ederiz. Eğer annemin dediği yapıda kişiler olsaydık,
takdir edersiniz ki bu sosyal seviyeye ulaşamazdık. Bunu
annem ve babam da çok iyi bilirler. Nitekim sadece bir kaç
yıl evvel babam Cevat Babuna Kadir Çelik’in “OBJEKTİF” programında:
“Ben bütün çocuklarıma çok güvenirim, onlar çok iyi yetişmiş,
çok namuslu çocuklardır. Onlar bir yere gittiklerinde araştırmam,
gözüm arkada kalmaz, onları destekliyorum” demişti. Babamın
şimdi aniden ortaya çıkıp “çocuklarım 13 yıldır yönlendiriliyorlar”
demesi, esas yönlendirilenin babam olduğunu gösteriyor.
Annem ve babamın
“çocuklarım evi terketti nerede yaşadıklarını bilmiyorum”
iddiası: Bu iddia da doğru değil, benim nerede
yaşadığımı gayet iyi biliyorlar, çünkü alt katlarındaki
dairede yaşıyorum. Ben 39 yaşıma kadar ailemle aynı evde
kaldım, ancak geçen yıl annemin ve babamın oturduğu daireden
ayrılıp kardeşlerimle birlikte aynı apartmandaki alt daireye
taşındım. Bunun tek sebebi de namusuma, inançlarıma düşkünlüğüm
ve milliyetçi muhafazakar çizgimden hiçbir şekilde taviz
vermek istemeyişimdir. Bilmenizi isterim ki babam kamuoyuna
kendisini tanıttığı gibi muhafazakar bir insan hiç değildir.
Babam, içkiye, özellikle de viskiye düşkündür. Her gelen
arkadaşına da zorla ikramda bulunur. Kendisinin “eğlence”
olarak nitelendirdiği, ancak benim ve kardeşlerimin haysiyet
ve namus anlayışımıza göre hiçbir şekilde uygun olmayan
gariahlaki içkili ortamlar, benim bu evde yaşamak istemeyişimin
temel nedenidir. Gerçek buyken annem ve babamın vicdan sömürüsü
yapmaya kalkmalarının sorumlusu, onlara bunları ezberleten
avukattan başkası değildir.
Babamın çok şefkatli
bir insan olduğu iddiası: Bunu en son iddia
edebilecek kişi, benim babamdır. Bizler babamızın kendisinden
başkasını düşünmeyen egoist ve katı kalpli bir insan olduğuna
tanığız. Bütün Babuna ailesi ve onu tanıyan herkes de tanıktır
ve onun yakın çevresinde babamdan nefret etmeyen tek bir
kişi bile yoktur. Somut bir örnek anlatayım: İki yıl evvel
ablamın küçük oğlu Erdem’in kalp hastası olduğunu öğrendik.
Bunun üzerine tüm kardeşlerimle birlikte biz seferber olduk.
Biz hepimiz yeğenim için koşuştururken babam kılını kıpırdatmadı.
Hem çevresi hem de her türlü imkanı olduğu halde hiçbir
şey yapmadı. Bize de ukala bir edayla “Erdem tenis oynasın
hiçbir şeyi kalmaz” dedi. Bu sözünün hemen arkasından yeğenim
çok büyük bir açık kalp ameliyatı oldu, kalbindeki iki delik
kapatıldı, beş tane damarının yönü değiştirildi ve doktorlar
“eğer Cevat Babuna’yı dinleyip spor yaptırsaydınız Erdem
hayatını kaybedebilirdi” dediler. İşte babam budur.
Annemin güya “çok
müşfik, çocuklarına bağlı ve şefkatli bir anne olduğu” iddiası:
Bu gerçek değildir. Anneannem hayattayken bize annemin çok
merhametsiz olduğunu, iyi bir anne olmadığını, eğlenceyi
bizden daha çok sevdiğini, mesela biz küçükken çok ağır
hasta olduğumuz zamanlarda dahi annemin bizi anneanneme
bırakıp gezmeye gittiğini söylerdi. Nitekim erkek kardeşim
Oktar’ın kanser tedavisi esnasında bunu biz de yakinen gördük.
Oktar’ın ölüm riski çok yüksek olmasına ve annemi defalarca
çağırmamıza rağmen, annem Amerika’ya 6 yıl içinde bir kez
bile gelmedi. Ben ve diğer kardeşlerim hep Oktar’ın başındaydık,
Oktar’ın arkadaşları da aylarca 24 saat yanındaydılar ama
annem ne yazık ki Bodrum’da tatildeydi. Bodrum tatilini
ölümle pençeleşen öz oğluna yeğ tutan annemin “ben çoçuklarımın
üstüne titredim” iddiasının takdirini, şimdi size bırakıyorum.
Babam Cevat Babuna’nın
“Adnan Oktarı hiç görmedim ve hiç bir zaman destek vermedim”
iddiası: Babam 1988 den beri Sayın Adnan Oktar’ı
tanıyor, Bilim Araştırma Vakfı’nın faaliyetlerini destekliyor
ve bizzat bu çalışmaların içerisinde en ön planda yer alıyordu.
Adeta onun talebesi gibiydi. Babam bu tarihten itibaren
yıllarca Sayın Adnan Oktar’ın kitaplarını kopyalayarak televizyon
konuşmaları hazırladı. Yine uzun yıllar boyunca, Sayın Adnan
Oktar’ın fahri başkanı olduğu Bilim Araştırma Vakfı konferanslarına
defalarca konuşmacı olarak katılıp, her fırsatta bu vakfı
ve mensuplarını öven konuşmalar yaptı. Buna bu vakfın konferanslarına
konuşmacı olarak katılan devlet erkanından pek çok kişi
de şahittir.
Benim güya evliliğimi
bazı kişi ya da kişilerin etkisiyle bitirdiğim iddiası:
Ben hiç kimsenin etkisi altında kalmadan evlenip yine kendi
isteğimle karakter uyuşmazlığı sebebiyle ayrıldım. Başkalarının
etkisi altında kalarak ayrıldığım iddiası tamamen asılsızdır.
Sonuç olarak; ilerleyen yaşları
nedeniyle muhakemeleri zayıflayan ve karakter itibariyle
de yönlendirilmeye çok müsait olan annemin ve babamın ardniyetli
kişilerin telkinlerine kandıkları apaçıktır. Ortaya attıkları
iddiaların esas muhatabı olarak, ben, annemin ve babamın
söylediklerinin baştan sona gerçekdışı olduğunu tarafınıza
bildiriyorum.
Bu konuda Sayın Mahkemenizi
bilgilendirmek istedim.