BAV Mensuplarının Aileleri İftiraları Dilekçelerle Yalanlıyor
BAV Mensuplarının Aileleri İftiraları Yalanlıyor (VİDEO)
Sn. Adnan Oktar'ın kitapları ile ilgili mütalaalar
Basında çıkan BAV ve Sayın Adnan Oktar ile ilgili haberler
Dilekçeler
Bir Kafkas Seyyidi olan Sn. Adnan Oktar'ın Şeceresi
Ehli Sünnet Konusu ile ilgili bilgilere Sn. Adnan Oktar'ın Eserlerinden Faydalanılarak Hazırlanan Ehli Sünnetin Önemi Sitesinden ulaşabilirsiniz
Ayetler
Ablam Hüma Babuna'nın 15 Mart 2007 Tarihli Habertürk Anan Haber Bültenindeki Açıklamaları

Star TV'de yayınlanan 17 Nisan 2007 tarihli Objektif Programı'nda Sn. Adnan Oktar ile yapılan röportajın deşifresi

Star TV'de yayınlanan 22 Mart 2007 tarihli Objektif Programının Deşifresi

BİLİM ARAŞTIRMA VAKFI AİLELERİNİN AÇIKLAMALARINI İZLEYİN

Hilal TV, MAYIS 2008


SAYIN ADNAN OKTAR'IN EN SON OBJEKTİF RÖPORTAJINI BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.
Sn. Adnan Oktar mahkemenin son kararı hakkında ne düşünüyor? >>






 

 

BAV MENSUPLARININ AİLELERİ İFTİRALARI YALANLIYORLAR

- 1. bölüm
- 2. bölüm (İstanbul Adliye Sarayı, 21 Ocak 2008)
- 3. bölüm
- 4. bölüm (İstanbul Adliye Sarayı, 29 Şubat 2008)

--------------------------------------

BAV MENSUPLARININ YAKINLARI İFTİRALARI YALANLIYORLAR

- 1. bölüm (İstanbul Adliye Sarayı, 21 Ocak 2008)
- 2. bölüm (İstanbul Adliye Sarayı, 29 Şubat 2008)

 





VATAN TV RÖPORTAJI

CEYLAN ÖZBUDAK: Ben dindar bir insanım. Ehli Sünnet inancındayım. Benim ailem ise ahlak dışı yaşamları olan, dolandırıcılıkla geçinen, babam bugüne kadar defalarca dolandırıcılıktan yargılanmış bir insandır. Onlarca davada yıllardır yargılanıyor. Böyle insanlar. Dolayısıyla aramızda şiddetli bir fikir ayrılığı vardı. Benim babam çok saldırgan, çok psikopat ruhlu bir insan. Buna rağmen ben annemi ziyaret etmeye eve gidiyordum. Nitekim en son annemi ziyaret etmeye beni eve çağırdılar. Ben annemi ziyaret etmeye gittiğimde, baktım silahlı adamlar çıktı, silahlar çıktı. Benim ellerimi bağladılar, ayaklarımı bağladılar. Adamlar beni dövmeye başladı silahlı adamlar. Beni sürükleyerek, merdivenlerden sürükleye sürükleye aşağıya indirip apartmandan zorla arabaya bindirdiler. Bu arada ben bağırıyordum işte "beni kaçırıyorlar, kurtarın beni, öldürecekler" diye. Sonra benim ağzımı da bantladılar. Bunu duyan alt kat komşularımız hemen polisi çağırmışlar. İşte apartmanımızın yanında bir tane çocuk yuvası vardı. Oradaki öğretmen polisle konuşmuş. Böyle böyle birisini kaçırdılar, herhalde öldürecekler diye. Nitekim iki gün boyunca ben gerçekten dehşeti yaşadım. Çok şiddetli baskı gördüm. Bayağı saldırdılar bana. 6-7 kişiler, kaçmam imkansız, kurtulmam imkansız. Çok çok gerilimli bir ortam. Çok gergin bir ortam. Sonra jandarma yaptığı bir operasyonda Balıkesir'de Ayvalık'ta beni kurtardı. Daha sonra basında bazı haberler çıktı. Doğru olmayan iddialar çıktı. Nitekim tam BAV davasında Yargıtay kararının öncesinde benim babamı televizyona çıkardılar. Bunu ağlattılar, animasyonlar yaptırdılar. Benim babam çok böyle tiyatrocu gibi, rol kabiliyeti çok güçlü olan bir insan. Çok seri yalan söyleyebiliyor bir kere. Zaten dolandırıcılık geçmişi olan bir insan. Onu kullandılar, ki bazı çevreler BAV'a karşı onu kullandılar. Ben bunların masonlar olduğunu iddia ediyorum, yani öyle düşünüyorum. Masonlar olduklarını düşünüyorum. Çünkü çok fazla mason çevresi vardı babamın. Büyük Kulüp'e üyeydi, oraya gidip geliyordu. Kendisinin de mason olduğunu söylüyordu ama ben inanmıyorum tabii buna. Muhtemelen bu da yalandır. Bu tip olaylar oldu ama tabii ki olayı açık ortada. Eğer ben onun iddia ettiği gibi kendi rızamla onunla gitmiş olsaydım, öyle ayağımda ayakkabı olmadan, hiçbir özel eşyam olmadan, yanımda kimliğim yok, çantam yok, üstümdeki eşyalar parçalanmış. Zaten jandarma beni kurtardığında üstümde örtünmek için derme çatma kıyafetler vardı. Çok belli durumun ne olduğu. Onun iddialarının da yalan olduğu da çok ortada. Ceylanozbudak.com. Ben orada dilekçelerimi koydum. Basın açıklamalarım var. Jandarmada neler yaşadığım var. Çok detaylı bunların açıklaması var. Oradan da öğrenebilirsiniz. Benim baskı altında olduğum gibi bir durum kesinlikle sözkonusu değil. Böyle bir şey hiç yok. Eğer öyle olsaydı ben bütün gece jandarmada kaldım. Jandarma yanında kaldım, ifade verdim. Orada söylerdim zaten. Devletin beni koruma altına alacağını biliyorum. Savcılara ifade verdim. Polislere ifade verdim. Ben orada söylerdim baskı altında olduğumu.

SELDA İNAL
: Benim annem genelde baskıcı ve şiddet uygulayan bir insandır. Ve tavrı saldırgandır. Buna çevremizdeki birçok insan da şahittir. Aynı yaşadığımız apartmadaki kişilere de sorsanız, defalarca bu olaylara şahit olmuştur. Hatta kişilik olarak böyle halk arasında çok rahat tabir edilen karakterde bir insandır. Ve bu tarz uygulamalarda da hiçbir mahsur görmez. Dolayısıyla benim gençkızlığım zamanında evde bu şekilde tavrı sürekli devam ediyordu. Fakat ben kendisinin bu tarz baskılarına karşı tepki gösterdiğim için bütün dikkatini kızkardeşime yöneltti. Bu baskıları benim üstümde uygulayamayınca onun üstünde uygulamaya çalıştı. Hatta kendisini kendi yaşadığı seviyesiz yaşama çeken de benim annemdir. Kızkardeşim üstünde uyguladığı baskı ve şiddet dolayısıyla ve seviyesiz hayatın getirdiği etkiyle kızkardeşimi uyuşturucu batağına kadar çeken de yine benim annem. Ve kardeşim yaşadığı seviyesiz hayatın getirdiği buhrandan dolayı intihara teşebbüs etmiş ve intihara kadar gitmiş bir olay vardır burada, sözkonusudur. Dolayısıyla ben o zamandan beri zaten kendisine karşı olan tavrım bellidir ve açıktır. Belli bir görüşmeme şeyimiz bundan kaynaklanıyor aslında. Aynı şekilde bu şiddet uygulamasını babama karşı da yapmıştır. Annem yapı olarak babamın 2-3 katı kadar bedeni daha yapılı bir insan. Ve aynı şiddeti babama da uyguladı. Bilim Araştırma Vakfı ile ilgili süren mahkemede, kendisi 13 Temmuz'da, ilk mahkemede, arabada bulunduğum bir sırada arabanın yanına geldi, yanımda da iki arkadaşım vardı. Hatta bu kişiler de şahittir. Ben isimlerini vererek, Adalet Bakanlığı'na ve İçişleri Bakanlığı'na bu kişilerle ilgili, annemin yaptıklarıyla ilgili bir suç duyurusunda bulundum. Çünkü saldırgan tavrı sürekli şiddetini attırarak özellikle şu son dönemde devam etmekte. Arabanın yanına gelip bana açıkça eve dönmemi, kendi istediği gibi bir hayat yaşamamı, eğer istediği gibi yaşamazsam, kendi ayaklarınla eve gelmezsen ben senin bu eve cenazeni getirtirim diye söyledi. Ben de eğer bu şekilde davranırsa adli makamlara şikayette bulunacağımı söyledim.  Daha önce de zaten bana telefon açıp önce hakaret eden sözler söylüyordu. Daha sonra bu hakaretlerini ölüm tehditine çeviren sözler söylemeye başladı. O gün arabanın yanına geldiğinde de bu açıkça ölüm tehditlerinde bulunan sözler bana söyleyince, ben de adli makamlara şikayet edeceğimi söyledim böyle davrandığı için. Kendisi de böyle bir şeyden yılmayacağını, hukukla onu  durduramayacağımı, arkasının çok sağlam olduğunu söyledi. Böyle bir cesareti nereden bulduğuna açıkçası ben çok hayret ettim o gün. Hukukla bile durduramazsın, benim arkam çok sağlam diye defalarca bu sözlerini yineledi.
Vandan anne bizim çok sevdiğimiz ve çok saydığımız bir büyüğümüzdü. Kendisi eşi Cemal tarafından, Cemal Karatepe tarafından, işyerine gidip, gündüz 12.30 sularında açıkça hemen silahla işyerine girer girmez vurulmuştur. Kendisinin bir gelinlik mağazası dükkanı var orada. Bunu da bir sormak lazım, yani bu insanlar bu şiddeti, bu saldırıyı, bu ölüm tehditlerini nereye kadar devam ettirecekler? Aynı şekilde benim annem de bana ölüm tehdidinde bulunuyor. Vandan annenin başına gelen bizim başımıza gelmeyecek diye kim bana garanti verebilir? Ben dilekçelerimde zaten bakanlığa da yazdım bu suç duyurularını. Ve can güvenliğimin sağlanmasını istedim. Benimle görüşmek istediğinde aynı şeyler belki de benim başıma gelecek. Ben de belki aynı şeyleri yaşayacağım.
Ayrıca Vandan anne son derece mazlum, dindar, samimi bir insandır. Adnan Bey'in kitaplarını, Adnan Oktar Beyefendi'nin kitaplarını takip ettiği için, oruç tuttuğu için, namaz kıldığı için eşi tarafından bu baskıyı gördü. Bakın benim annem genelde çevre edinmek, popüler olmak, çevresinde itibar sağlamak, böyle televizyona çıkmak, bu tip şeyleri çok önemser ve çok değer verir. Zaten yaptığım telefon konuşmasında bana açıkça, maddi destek sağlanacağını, siyasete girmek için istediği imkanların kendisine verileceğini, bu imkanları kullanarak istediği gibi daha rahat yaşayacağını söyledi.
17 yıldır böyle bir konu yoktu. Ben BAV camiasıyla zaten arkadaşlarım var, görüşüyorum. Bugüne kadar da hiçbir şekilde çıkıp başka bir ifadede de bulunmamıştı. Neden 17 yıl sonra bütün bu aileler bir araya geliyor ve bu açıklamaları yapıyorlar? Ben üniversiteden mezun olduğumda, bu 17 yıl önce meselesi budur. Kendisine maddi yardımda bulunuyordum. Fakat daha sonra gayriahlaki işlerinde kullanacağını ve gayrimeşru şekilde bu parayı harcayacağını ben öğrendiğimde maddi desteği kestim. Sanırım bu kendisinin hoşuna gitmedi. Bir neden olarak ben bunu görüyorum. Ayrıca benim dindar yaşamamı, Ehli Sünnet hayatı yaşamamı da kabul eden bir insan değil. Dolayısıyla benim annemle hayat felsefem taban tabana zıttır. Bunları da kabul etmediği için, bir anlamda benden şahsi anlamda intikam almaya çalışmakta. Bunun ötesinde de, kendisine sağlanan maddi menfaatlerden dolayı da, bu grupla bir organize hareket içine girdi.
Bakanlıklara gönderdiğim dilekçelerimi, seldainal.com isimli sitemde yayınladım. Adım, soyadım, seldainal.com. Buradan girip bakabilirler. Ve dilekçelerin, yapılan şiddetin ve olayların gerisinde organize edilmiş bir hareket olduğunu bu dilekçelerden bakıp merak edenler görebilir.
Ben Ehli Sünnet inancında olan bir insanım. Annem de bunu hiç bir zaman tasvip etmedi. Bu yüzden tasvip etmediği için de baskı altında olduğum iddiasıyla ortaya çıktı. Böyle bir şey söz konusu değildir. Ve Adnan Oktar ile olan benim yakınlığım eserlerini takip etmemdir. Eserleri benim imanıma vesile oldu. Allah kendisinden razı olsun. Çok hayırlı, vatanı milleti için çok hayırlı çalışmalar yapan bir insan. Ben kendi sitelerini düzenli takip ediyorum. Ve o siteden öğrendiğime göre, bu sene 40 milyon kişi sırf kitap indirmiş o siteden okumak için. Ki bu, o siteye giren rakamlar. Demek ki milyonlarca insan bu kitapları okuyor. Ben de sadece o milyonlarca insandan biriyim. O yüzden böyle beyin yıkanmış iddiası çok saçmadır. Dünyada da Türkiye'de de milyonlarca insan var zaten o kitapları takip eden.

TUBA BABUNA:
Benim ailemle görüşmemem tamamen bir inanç farklılığından kaynaklanıyor. Ben Ehli Sünnet inancına bağlı Müslüman bir insanım ama ailem Sabetayist insanlar. Sabetay Sevi adında 1600'lü yıllarda İzmir'de yaşamış bir hahamın peygamber olduğuna inanıyorlar. Benim annem de babam da üç büyük dönme cemaatinden biri olan Karakaşiler kolundandır. Annemin ailesi Selanik dönmesidir. Babam anne tarafından Selanik dönmesidir. Baba tarafından Köprülü dönmesidir. Annem hatta Ataman ailesine mensuptur ve bu aileyle ilgili 'Dönmeler ve Dönmelik' adlı kitapta da uzun uzun bahsi geçer bu ailenin. Babamın ailesiyle ilgili konular da bu tarz kitaplarda bahsi geçer. Sabetay Sevi'nin sünnetine uygun yaşıyorlar, annem de babam da. Sebatay Sevi'nin sünnetine göre Müslüman Türk adetlerine, Müslüman Türkler'in gözünü örtmek için uyulması gerekiyor. Uyulması ve riayet edilmesi gerekiyor. Ramazan orucuna, kurbana dikkat edilmesi gerekiyor. Bunlardan sakınılmasında bir mahsur görülmüyor. Zahiri olarak bütün ibadetlerin yerine getirilebileceği söyleniyor. Bu sünnete göre benim annem de babam da dışı Müslüman ama içi yahudi olan insanlar. Benim babam mesela küçüklüğümden beri geceleri salonda mum ışığında ayakta sallana sallana Tevrat'ın Mezmurlar bölümünü okur her gece. Birçok bölümünü Tevrat'ın ezberden bilir, annem de ezberden bilir. Kendilerine has bayramları vardır. Kendilerine has hafta sonu yaptıkları dualar vardır. Bu bayram kutlamalarında zaman zaman gayri ahlaki birçok olay meydana gelir. Kısaca Sabetay Sevi'nin sünnetine uyan ve yahudiliği yaşayan insanlar. Ama ben Müslüman inancında olan bir insanım. Ben mesela küçüklüğümden beri onların inançlarına hiçbir zaman sıcak bakmadım. Her zaman göstermelik olarak babamın evde tuttuğu Kuran'ı gizli gizli okuyordum. Ve İslam dinine bağlılığım vardı küçüklüğümden beri, onların yaşam tarzlarını hiçbir zaman uygun bulmuyordum. Onların inançlarının sapkın olduğunu düşünüyordum. Ama bunu gizliyordum. Kendi kendime Müslümanlığa inanıyordum. Ancak asıl Müslümanlık inancına kesin olarak bağlanmam üniversite yıllarında Sayın Adnan Oktar'ın kitaplarını okumaya başlamamla oldu. Ve Adnan Oktar Bey'in çevresiyle tanışmamla oldu. Benim arkamdan kardeşlerim de bu kitapları okumaya başladılar. Kuzenlerim okumaya başladılar ve bu durum yıllar içerisinde daha ciddi bir hal aldı. Benim inancım gelişti, milli ve manevi değerlerim güçlendi. Ve bu durum annemi de babamı da çok sinirlendirmeye başladı. Bize sürekli olarak sizin sünnetiniz Sabetay Sevi'nin sünneti, Ehli Sünnet değil, Hazreti Muhammed'in sünneti değil diyorlardı. Namaz kılmamızı engellemeye çalışıyorlardı. Oruç tutmamızı engelemeye çalışıyorlardı. Bunu ancak dışarıya göstermelik olarak yapabilirsiniz, evin içinde bizim inancımız geçerlidir, yahudilik inancı geçerlidir. Bunu yaşamana izin vermeyiz diyorlardı. Ve bu bir süre sonra, biz tabii ki hiçbir şekilde vazgeçmediğimiz için bir süre sonra bu baskı, bizim üzerimizde uyguladıkları baskı şiddete dönmeye başladı. Şiddet göstermeye başladılar. Artık evin içi bizim açımızdan yaşanacak bir hal almaktan çıktı. Hem onların içinde bulundukları ortam bizim inancımıza ve ahlak anlayışımıza uygun değildi. Hem de ibadetlerimizi rahat yerine getirememeye başlamıştık. Zorlanmaya başlamıştık. Bundan dolayı kardeşlerimle birlikte evden ayrılma kararı aldık. Başka bir yere taşındık. Bundan sonra fakat bize olan düşmanlıkları daha da arttı. Tavırları daha da saldırganlaşmaya başladı. Telefonla tehdit etmeye başladılar. Defalarca beni de kardeşlerimi de arayarak ölümle tehdit ettiler bizi. Bizi yaralayacaklarını, ayaklarımıza sıktırtıcaklarını, sakatlayacaklarını, dövdürteceklerini söylediler. Etrafta üç kuruş için adam öldürmeye hazır bir sürü aç insan var. Bunlardan birine sizi rahatlıkla öldürürüz dediler kaç defa bize. Bunlarla ilgili benim de kardeşimlerim de savcılığa defalarca şikayette bulunduk. Bu tehditlerin akabinde bizim Oktar'la birlikte ve kardeşlerimle birlikte oturduğumuz evin kapısına iki tane silahlı adam geldi. Evin kapısını yumrukladılar. Silahlarını çıkardılar, bizi öldüreceklerini söylediler. Bağırıp çağırmaya başladılar. Daha sonra o sırada ben ve kardeşlerim, kızkardeşlerim evde değildi. Oktar bir arkadaşıyla birlikte evdeydi. Arkadaşının arabası evin altında park etmiş durumdaydı. Daha sonra kapıyı kıramayınca evin aşağısına inmişler ve arabaya hasar vermişler. Bu olayla ilgili Kerem Gürtuna ve Zihni Gedik'in yaptığı ile ilgili soruşturmalar başlatıldı.  Çünkü bununla ilgili onların o sırada bizim evimize geldiğiyle ilgili şahitler var. Apartman görevlisi buna şahitlik etti. Ve annemin babamın bu olayı yönlendirdiği ile ilgili de şahitler ve deliller var. Bununla ilgili soruşturmalar da devam ediyor. Bu Kerem Gürtuna ve Zihni Gedik adlı kişi bizim evin kapısına gelmeden hemen önce annemlerin evinden çıkıp bizim evin kapısına gelmişler. Apartman görevlisinin bu konuyla ilgili de beyanı var. Daha sonra kaçmışlar ama polis yakalamadan. Polis geldiğinde oradan ayrılmışlar. Ve polisin bu olayın akabinde yaptığı aramada Kerem Gürtuna hemen bizim evin yakınında bulunan bir yerde, kendi evinde bulundu ve evin içinden Emel Tezyapar ve Türkan Akyüzalp adlı iki tane arkadaşımın annesi de çıktı. Aynı zamanda Rezzan Aydınoğlu adında işte bu ailelerle görüşen bir de avukat evin içindeydi. Aynı yerde bulundular. Bu da bu olayların planlı olduğuna işaret eden bir delil, bunun delillerinden biri. Bu olayın akabinde de işte bizi ölümle tehdit etmelerinin hemen sonrasında Bilim Araştırma Vakfı Genel Sekreteri Oben Karatepe'nin annesi öldürüldü, Vandan Karatepe. Arkadaşlarımla birlikte Vandan Karatepe'yi biz çok seviyorduk. Hatta Vandan anne diye kendi aramızda hitap ediyorduk. Sürekli kendisiyle görüşüyorduk. Bizim kendi evimizde misafir ediyorduk, biz onun evine misafir olarak gidiyorduk. Vandan anne çok takva sahibi, ihlaslı bir insandı. Müslümanlığa bağlıydı. Adnan Bey'i çok seviyordu. Kendi oğlu üzerinde Adnan Bey'in çok büyük emekleri olduğunu sürekli bize söylüyordu. Fakat bu görüşlerinden dolayı, Adnan Bey'i sevmesinden ve Adnan Bey'in kitaplarını sürekli okumasından dolayı kocası Cemal Karatepe'nin kendisini sürekli tehdit ettiğini söylüyordu. Bu arada kocası Cemal Karatepe tarafından öldürüldü Vandan anne. Sürekli tehdit ettiğini ama bu tehditleri çok önemsemediğini söylüyordu. Eğer ölürsem de dinim için ölmüş olurum, şehit olurum diyordu bize. Ve Cemal Karatepe'nin babamlarla ve annemlerle birlikte görüştüğünü ve sürekli kendisine "sen de gel bizimle görüş, sen de gel benimle birlikte Cevat Beyler'e gel, onlarla birlikte görüşelim, Harun Yahya'nın kitaplarını okuma, onlarla görüşme" dediğini sürekli söylüyordu.  Bu konunun ciddiyetle üzerine gidilmesi gerekiyor. Mesela babam defalarca televizyon programlarına çıktı. Annem defalarca televizyon programlarına çıktı.  Bu konuyla ilgili hiç bir soru sorulmuyor onlara. Sadece onların dedikoduları dinleniyor. Sürekli temcit pilavı gibi aynı şeyleri tekrarlıyorlar, aynı iddiaları mantıksız iddiaları ortaya atıyorlar. Çocuklarımız işte şöyle böyle diyorlar, halbuki çocuklarımız dediği insanlar babamın benim en küçük kardeşim 30 yaşında, en büyük kardeşim 45 yaşında, ben 38 yaşındayım. Yani orta yaşlı insanlarız. Hepimiz üniversite mezunuyuz. Hepimiz okumuş, aklı başında, lisan bilen, aydın insanlarız. Bizim herhangi bir şekilde zaten baskı altında olmamız mümkün değil. Ayrılma kararım, annemle babamla görüşmeme kararım tamamen bu riskli ortamın oluşmasıyla ilgili. Zaten ben İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. Koç Üniversitesi'nde daha sonra eğitim gördüm. Yüksek lisans yaptım İstanbul Üniversitesi Ekonometri Bölümü'nde. Kültürlü bir insanım, aydın bir insanım. Hakkımı arayabilecek tecrübeye ve bir bilgiye sahibim. Herhangi bir şekilde, üzerimde herhangi bi baskı olmuş olsaydı, ben bu konularla ilgili annemle babamla aramda olan bu konularla ilgili defalaraca savcılığa gittim, defalarca Emniyet'e gittim. Polislerin karşısında ifade verdim, savcıların karşısında ifade verdim. Özel görüşmelerim oldu. Bu görüşmelerde ben çok rahatlıkla ifade edebilirdim herhangi bir rahatsızlığım olsaydı. Ama kesinlikle böyle bir şey yok. Zaten olan olaylar da ortada. Benim de tamamen kendi kişisel kararım. Bu son dönemde de bizi ikna etmek için Edip Yüksel'i getirttiler Amerika'dan. Bizi zorla görüştürmeye kalktılar. İşte telefonla konuşturmaya kalktılar. Oktar defalarca suratına kapadı. Edip Yüksel arkadaşlarımıza internet vasıtasıyla bağlantı kurmaya çalıştı. Edip Yüksel'in inancına dönmemizi istiyorlar. Müslümanlık inancını bırakmamızı istiyorlar. Halbuki ben Ehli Sünnet bir insan olarak Edip Yüksel'in inançlarını benimsemem, onun hayat tarzına ayak uydurmam mümkün değil. Zaten Edip Yüksel Türkiye'de şu an hakkında tutuklama emri olan bir insan. Çok çeşitli suçlardan hakkında arama emri olan bir insan. Bizim eve geldiğinde, Amerika'dan getirttiklerinde annemle babam bizim evde yaptıkları toplantıyı polis bastı. Ama daha sonra zaten yurtdışına çıktı. Şu anda herhangi bir şekilde yurtdışından geldiği takdirde polis tarafından gözaltına alınacak. Benim de bütün bu anlattığım konularla ilgili tubababuna.com sitesinden gerekli detayları öğrenebilirler.

CEYDA ERTÜZÜN
: Ben 45 yaşında, üniversite mezunu bir insanım. 18. dönem milletvekili merhum  Profesör Doktor Tevfik Ertüzün'ün eşiyim. İki oğlum var. 19 ve 22 yaşlarında. Üniversite öğrencisi ikisi de. Ben kendi irademle kendi kararlarımı kendim verebilen, aklı başında, eğitimli, kültürlü bir insanım. Çocuklarım da, ikisi de zaten 18 yaşın üzerindeler ve onlar da çok aklı başında, eğitimli insanlar. Onlar da kendi kararlarını kendi verebilecek durumdalar. Bizim baskı altında olmamız, yönlendirilmemiz ya da zorla herhangi bir şey yaptırılması bize mümkün değil. Bunlar tamamen saçma iddialar. Annemin, babamın ve bazı onlarla birlikte hareket eden birkaç aile var. Bilim Araştırma Vakfı camiasına karşı bir karalama kampanyasına giriştiler hep birlikte, organize hareket ediyorlar. Onların ortaya attığı iddialar bunlar. Bizim robotlaştırıldığımız, beynimizin yıkandığı gibi saçma sapan iddialar ortaya atıyorlar. Bunlar mümkün değil. Kız kardeşlerim de hepsi üniversite mezunu, birkaç dil bilen, master yapmış insanlar. Bizim bu şekilde baskı altında olmamız kesinlikle doğru değil. Yönlendirilmemiz de doğru değil. Biz kendi özgür irademizle bu hayatı seçtik. Biz kendi anne babamızdan farklı bir hayat tarzını benimsedik. Birlikte oturuyorduk kardeşlerim, annem, babam. Hepimiz kalabalık bir aileydik. Fakat onların bizim üzerimizdeki baskıları ve artık şiddet uygulamaya başladılar, ölümle tehdit etmeye başladılar. Kendi hayat tarzlarını yaşamamız için bize aşırı derecede baskı yapmaya başladılar. Biz bu baskılara dayanamayarak onlardan kopup ayrılmaya karar verdik. Ve bizim bu Müslüman hayatı yaşamamız, Ehli Sünnet inancına sahip olmamız onları çok rahatsız ediyor. Harun Yahya Bey'in kitaplarından biz çok etkilendiğimizi biliyorlar. Onun fikirlerine çok saygı duyuyoruz. Adnan Oktar Bey'in kitaplarını takip ediyoruz. Kendisi çok samimi bir Müslüman ve bizim bu yaşadığımız hayat tarzını, Müslüman olmamızı ondan kaynaklandığını düşünüyorlar ve onun için de bu camiaya karşı bir karalama kampanyasına giriştiler. Ortak hareket etmeye başladılar. Mahkemeye gidip aleyhlerinde yalancı şahitlik yaptılar. Biz 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne çıkıp onların bu iddialarının doğru olmadığını, yalancı şahitlik yaptıklarını oraya verdiğimiz dilekçelerle de, sözlü beyanlarımızla da bildirdik. Tehditlerde bulunmaya başladılar. Annem, babam ve birkaç aile. Bunların arasında Emel Tezyapar var, Türkan Akyüzalp var, Firuzan Özgül var. Asıl bunların başında da babam Cevat Babuna geliyor ve bunlar da masonlar tarafından desteklendiğini biz o yönde duyumlar alıyoruz. Bu ailelerin masonlar tarafından desteklendiğine dair ve onlara birtakım menfaatler sağlayacaklarını söylüyorlar. Onun dışında yüzlerce aile var. Bilim Araştırma Vakfı camiasının aileleri var. Onların verdikleri beyanlar var. Adnan Oktar Bey'i çok sevdiklerine, saydıklarına dair, çocuklarının üzerinde büyük emeği olduklarına dair yazılı, sözlü beyanları var yetkili mercilere de, devlet birimlerine yolladıkları mektuplar var, basında yaptıkları açıklamalar var. Öbür tarafta da birkaç aile var bu yönde iddialarda bulunan. Toplum zaten Türk toplumu bunların doğru olmadığını anlıyor. Tamamen yönlendirildiklerini anlıyor çünkü ortaya attıkları iddialar çok akıldışı. Bu camiaya mensup kişiler çok aklı başında, eğitimli insanlar, belli bir yaşın üstünde kişiler. Zaten baskı altında olmaları, yönlendirilmeleri, zorla alıkonulmaları mümkün değil.

EBRU ALTAN: Evet ailem birtakım menfaatler karşılığında  Bilim Araştırma Vakfı'na karşı iftiralar atmak için özel olarak görevlendirilen kişiler. Bunun yanında annemin iddialarına benzer iddialarla ortaya çıkan aileler de var. Bu kişiler menfaatleri karşılığında maşa olarak kullanılan kişiler. Masonlar kullanıyor bu kişileri. Başka ailelere de bu şekilde teklifler götürdüler ama onurlu olan aileler bunları kabul etmedi. Tabii ortak olarak hareket ediyorlar ve tek bir merkezden hareket ediyor bu kişiler. Bizim karşılaştığımız şiddet olayları var. Mesela bir arkadaşım kaçırıldı, biliyorsunuz Oktar Babuna'nın evine silahlı saldırıda bulunuldu. Bu saldırıyla sorumlu tutulan, bu konuda soruşturulan kişiler, Kerem Gürtuna ve Zihni Gedik arama sırasında Kerem Gürtuna'nın evine polisler gittiğinde annem Türkan Akyüzalp ve Emel Tezyapar bu evden çıktılar.  Aynı şekilde biliyorsunuz yine çok vahim bir olay Bilim Araştırma Vakfı Genel Sekreteri Oben Karatepe'nin annesi Vandan Karatepe babası tarafından öldürüldü. Bu konuda da Vandan Karatepe'nin, Vandan annenin - biz çok yakındık, çok severdik kendisini - sadece namaz kılması, oruç tutması ve Sayın Adnan Oktar Beyefendi'nin kitaplarını okuması sebebiyle öldürüldüğüne dair şikâyetler var. Bunlar şu an savcılıkta değerlendiriliyor. Dolayısıyla bu da çok vahim bir olay. Çünkü bizi nasıl eve çağırıyorlarsa, nasıl "biz anneniz babanızız, sizinle görüşmek istiyoruz, biz size ne yapabiliriz ki" diye televizyonlara çıkıp böyle açıklamalarda bulunuyorlarsa da, aynı şekilde Oben Karatepe'yi de eve çağırıyordu babası. Fakat Oben Karatepe can güvenliğinden korktuğu için, babasının ona bir şey yapacağına inandığı için gitmiyordu. Ne kadar isabetli olmuş. Bu vahim olayın arkasından, Vandan annenin öldürülmesinin arkasından Oben Karatepe için babası "onu da bulsaydım, onu da öldürecektim" ifadesini kullanmış.
Evet tabii ailemden çok uzun süre ciddi şekilde baskılar gördüm. Can güvenliğim tehlike altındaydı. Hemen hemen her gün bana yönelik ciddi bir saldırısı olurdu annemin. En son bıçakla üzerime saldırdı. O da ciddi şekilde beni yaralayacak, hatta öldürebilecek bir saldırıydı. Arabayla bir kez üstüme saldırdı. Genelde evde bulduğu eşyaları üstüme fırlatır, vazoları, tabakları, bıçakları, ne bulursa o anda. Ve hiçbir şekilde de vereceği hasarı düşünmezdi. Dolayısıyla bu tarz şiddet olaylarından uzak kalmak için kendisinden ayrı yaşamaya mecbur kaldım. Arkadaşlarımdan bir çoğunun ailesiyle görüşüyorum. Hepsi de kendi çocuklarının inançlarına çok saygılılar. Onların yaşadığı bu temiz güzel hayattan çok memnunlar ve çok iyi ilişkiler içindeler. Ben de onları severim, sayarım.  Ve bu tarz söylentilere de çok kızıyorlar. Bunun için bir cevap hakkı doğdu onlar için. Benim kendi internet sitemde "ebrualtan.com" bu adresten bu ailelerin bu iftiralara verdikleri cevapları izleyebilirsiniz.
Benim şahsen annemden gördüğüm bu şiddet olaylarına hiçbir şekilde maruz kalmak istemezdim, ama hepsinde bir hayır vardır. Allah bu şekilde takdir etmiş kaderde. İnşaAllah bu iftiralara da biz gerçekleri açıklayarak onların bu çirkin oyunlarının ortaya çıkmasına vesile oluruz.

SİNEM TEZYAPAR
: Samimi bir dindar olarak, Ehli Sünnet bir Müslüman olarak yaşamamda Sayın Adnan Oktar vesile olmuştur. Kendisiyle aynı dönemde yaşamaktan, onun gibi örnek bir Müslümandan istifade edebilme imkanı bulduğum için Allah'a çok şükrediyorum. Hakkımdaki iddiaları tamamen hayal ürünü. Tam tersine bana baskı uygulayan, bana zulüm ve dehşeti yaşatan kişiler kendileridir. Ben onların gayrı ahlaki yaşantılarını tasvip etmediğim için, bana karşı dinime saygı duymadıkları ve bana karşı uyguladıkları baskı ve şiddetten dolayı evden ayrıldım.  Ben 17 yaşında onlarla beraber kaldığım dönemde evde gizli gizli namaz kılıyordum. Geceleri onlar uyuduktan sonra Kuran okuyabiliyordum. Nitekim bir sefer Kuran okuduğumu öğrendiğinde babam elleri boğazımda uyandım. Elinden çok zor kurtuldum. Bir defasında balkondan beni belimden aşağıya kadar sarkıttı, ölümle tehdit etti. Zaten küçüklüğümden beri sürekli dizlerime vurarak beni sakat bırakmıştır. İki defa ameliyat olmak zorunda kaldım dizlerimden. Yani biz can derdinde olmasak neden görüşmeyelim zaten, yani bize dehşeti yaşattıkları için biz onlarla görüşemiyoruz, can güvenliğimizden dolayı. Zaten savcıklara verdiğim dilekçelerde çok detaylı anlatıyorum, burada ne gayrı ahlaki yaşantılarını size detay veremiyorum ama savcılıklara verdiğim dilekçelerde var. Bunları da benim internet sitemden okuyabilir izleyicilerimiz. "sinemtezyapar.com" sitem.
Kesinlikle böyle bir durum yok yani baskı altında değilim. Hür, özgür irademle ailemden ayrı yaşıyorum. Basın açıklamalarımda da söyledim. Hiçbir şekilde böyle bir baskı yok. Eğer öyle bir baskı olacak olsa ben kendi kanuni hakkımı kendim zaten ararım. Benim ailem gelir düzeyi düşük bir ailedir. Cevat Babuna'nın ailesine yanaşarak, kendilerince bedava sağlık hizmeti, bedava yemek, fitne, dedikodu, emeklilik dönemlerinde böyle bir meşgale edindiler. Birkaç aile Cevat Babuna'nın etrafında toplanarak, bir avukatın yönlendirmesiyle çocuğuna düşkün anne baba rolü oynuyorlar aslında. Bilim Araştırma Vakfı'nın Sekreteri Oben Karatepe'nin annesi Vandan Karatepe eşi tarafından sadece Harun Yahya'nın kitaplarını takip ediyor, Harun Yahya'dan sevgiyle bahsediyor, dindar bir Müslüman olarak yaşıyor diye öldürüldü. Biz Vandan anneyi çok severdik. Kendisiyle beraber sürekli görüşürdük. O bize gelirdi, biz onun Suadiye'deki evini ziyaret ederdik. Bize iftar yemekleri hazırlardı, beraber Harun Yahya'nın belgesel filmlerini izlerdik. Zaten kendisi çok defalar söylemişti, "Cemal beni tehdit ediyor" diye. Oben Karatepe'yi de babası defalarca eve çağırıyordu. Nitekim, bizi çağırdıkları gibi onu da çağırıyorlardı, eve gitmemesinde ne kadar haklı olduğunu göstermiş oldu bu olay da.
Benim ailem normal Türk-İslam ahlakında yaşayan bir aile değildir. Annem eskiden uzaylılardan vahiy aldığını söyleyen bir kadının tarikatındaydı. Bu kadın daha sonra bir operasyonla tutuklandı. Daha sonra bu tarikattan sonra, annem Edipçiler tarikatına katıldı. Edip Yüksel'in görüşlerini benimsedi, bana empoze etmeye çalıştı bunları. Babam gençliğinde devlet aleyhinde faaliyetlerde bulunmuş, komünist zihniyette bir kişidir. Zaten benim dine yönelmeme de çok şiddetli karşı çıkmıştı. O yüzden ailemden gizlemek zorunda kaldım bunları. Benim ailem de bu döneme kadar benim Ehli Sünnet inancında, dindar bir Müslüman olmama karşı ciddi karşı çıktı. Bunlar canıma kastedecek dereceye vardı. Ancak Bilim Araştırma Vakfı'na husumet rolünü son bir iki senedir üstlendiler. Bir kısım çevreler baktılar ki, Bilim Araştırma Vakfı mahkemelerce aklanıyor, kurdukları tuzak boşa çıktı, bir kısım gelir düzeyi düşük aileleri apar topar ön plana çıkardılar. Bunlar demagojik hikayelerle, toplum vicdanını sömürmek, mahkemelere baskı amaçlı birtakım hikayeler anlatmaya başladılar.

 

 
 

HİLAL TV RÖPORTAJI 17.01.2008

SUNUCU: Ebru Hanım hakkınızda, özellikle BAV hakkında bazı iddialar ortaya atıldı. Bununla birlikte BAV'ın kitaplarını okuyanların, onunla birlikte çalışmalarda bulunan isimler de, özellikle bayanlar da bazı iddialara maruz kaldı. Özellikle ailelerinizle aranızda sorun olduğu, görüştürülmediği, baskı altında olduğu. Öncelikle size şunu sormak istiyorum. Bu iddialar gerçeği yansıtıyor mu? Size göre neden bu iddialar ortaya atılıyor?

EBRU ALTAN: Bunlar kesinlikle tamamen iftira. Ailem bu şekilde iddialarla gündeme gelmek ve Bilim Araştırma Vakfı'nı karalamak amacıyla ortaya çıktı. Aslında ailemin maddi durumu o kadar yerinde değil. Cevat Babuna'nın maddi durumu yerinde olduğu için, birtakım bu tarz iddialarla ortaya çıkan aileleri yönlendiriyor. Bunlar da Cevat Babuna'nın etrafında işte yemek yiyerek, sağlık masraflarının karşılanmasıyla, orada oturup sabahtan akşama kadar dedikodu yaparak bu tarz bir organizasyon içine girdiler. Tabii ki bunların hiçbiri doğru değil. Ben aslında evden ayrılmamın sebebi, annemin bana uyguladığı şiddettir. Sürekli camları, çerçeveleri kırar, üstüme kırık cam parçalarıyla saldırır. Hemen hemen her gün bir olay çıkardı. Komşularımız da buna şahittir. Benim evde kitap okumama izin vermez. Harun Yahya kitaplarını okurum, bunları yırtar atardı, eve kesinlikle sokmazdı. İnançlarıma hiçbir şekilde saygı duymayan bir insan. Ve tabii ki bundan dolayı sürekli bana şiddet uygulayan bir insan. En son evden ayrılmamın sebebi, benim üzerime iki kere bıçakla saldırması. Ekmek bıçağıyla saldırdı. Canımı zor kurtardım, o yüzden de bir daha eve geri dönmedim. Ayrılma kararı aldım. Tabii Ehli Sünnet inacında bir insan olduğum için beni inançlarımdan vazgeçirmeye yönelik çalışmaları var. Edip Yüksel'i Amerika'dan getirttiler. Onun fikirlerini benimsememizi isteyen şeyleri oldu. Bizimle görüştürmeye çalışıp bizim fikirlerimizi değiştirmeye çalıştılar. Biz hiçbir şekilde böyle birşeyi kabul etmeyeceğimiz için, bu baskılardan kurtulmak için ailemle görüşmüyorum. Tabii ki böyle bir dehşet ortamı yaratmasalardı, bu derece üstüme saldırmasalardı, inançlarıma saygı gösterselerdi ben evde yaşamaya devam ederdim. Ya da görüşmeye devam ederdim, hiçbir sorun çıkmazdı.

SUNUCU: Peki siz nasıl yani İslamiyet'le tanıştınız? Neden böyle bir ayrım birdenbire ailenizle ortaya çıktı? Hiç saygı göstermediler mi buna? Yani bu durum sizi....

EBRU ALTAN: Hayır kesinlikle. Bakın, kaçırma olayları var, kaçırılan arkadaşlarım var. Büyük bir şey, silahlı adamlarla, saldırılarla öldürülen insanlar var. Bilim Araştırma Vakfı Genel Sekreteri Oben Karatepe'nin annesi Vandan Karatepe babası tarafından öldürüldü. Sadece namaz kıldığı için, oruç tuttuğu için ve Ehli Sünnet inancında olduğu için, Sayın Adnan Oktar Beyefendi'nin kitaplarını okuduğu için, babası zaten ölümle tehdit ediyordu sürekli. Vandan anneyi biz çok severdik, rahmetli. Kendisi "ölürüm, şehit olurum, Rabbim'e kavuşurum" diyordu. Sonunda da zaten gerçekleşti bu. Bundan dolayı yani böyle bir cinayet de sözkonusu ki Oben Karatepe'yi babası sürekli eve çağırırdı. "Gel, kal" diye, aynı şekilde bize yaptıkları baskılar gibi baskılarda bulunurdu. Bizi de şimdi aynı şekilde eve çağırıyorlar. Hatta cinayet sonrası Oben Karatepe'nin babası "onu da bulsaydım onu da öldürecektim" diye açıklamada bulunmuş.
SUNUCU: Peki bu durum sizi nasıl etkiliyor? Ailenizle görüşememeniz, sizin inancınıza saygı duyulmaması. Çünkü siz ateist de olabilirsiniz, Hıristiyan da ama siz Müslümanlığı tercih etmişsiniz ve netice itibariyle herkesin birbirine saygı duyması gerekiyor. Ve insanın annesiyle, babasıyla böyle sorunlar yaşaması, gerçekten çok zor bir durum.

EBRU ALTAN: Tabii. Ben tabii hiç istemezdim öyle birşey. Yoksa birçok arkadaşımın ailesiyle görüşüyorum, onların hiç böyle bir sorunları yok. Gayet saygılılar inançlarına, kendileri de çok destekliyorlar çocuklarını. Ben de isterdim ki ailem böyle olsun. Ama tabii ki tutumları çok farklı. Genelde tehdit telefonları alıyorum. Sıra size de gelecek aynen Vandan annenin başına geldikleri gibi. Tabii çok dehşet içinde yaşıyorum. Bundan dolayı da gerekli bütün başvurularda bulundum, can güvenliğimin korunması için.

SUNUCU: Evet inşaAllah dileğimiz bu sorunların aşılması. Ben Ceylan Hanım'a geçmek istiyorum. Ceylan Hanım da bu tarzda sorunlar yaşadı. Basına yansıyan haberler vardı. Aileniz tarafından kaçırıldığınız, baskıya maruz kaldığınız ve bunun neticesinde çok çirkin olay yaşadığınız iddialarıyla gündeme gelen haberlerle tanıdık sizi. Siz de herhalde benzer bir tabloyla karşı karşıyasınız ya da neden bu duruma geldi? Niçin böyle bir hayat tarzını seçmek zorunda kaldınız? Ailenizden ayrı olarak yaşamak zorunda kaldınız. Benzer hikayelerin olması her ne kadar birbirinize destek olsa da tabii ki kişi acıyı tek başına yaşıyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Evet. İnsan tabii istemezdi böyle birşeyi, ailesinden uzak olmayı, böyle bir fikri ayrılık içinde olmayı istemez. Fakat benim ailem ruhsal durumları bozuk, çok saldırgan insanlar. Ben de dindar olduğum için, Ehli Sünnet inancında olduğum için, bunu kabul etmek istemediler, bana defalarca saldırdılar. Ben yine de görüşüyordum onlarla, anneme sürekli ziyarete gidiyordum. Nitekim annemi ziyarete gittiğim bir gün beni tuzağa düşürdüler. İşte silahlı adamlar geldi, silahlar ortaya çıktı, benim elim kolum bağlandı, ayağım bağlandı, ağzım bantlandı. Silahlı adamlara beni dövdürdü babam, sokaklarda beni sürükleyerek güpe gündüz ortalıkta kaçırdı beni. Nitekim alt kat komşularımız, işte apartmanın yanındaki yuvadaki öğretmen, oraya gelen veliler polisi aradılar. Burada işte birisini kaçırıyorlar, öldürecekler herhalde diye. Polis geldi, arama başlatıldı hakkımda, yani iki gün boyunca bana dehşeti yaşattılar. Altı yedi kişiler, insanın çok zor yani kaçması mümkün değil, çok gergin bir ortam. Sonunda da operasyonla, bir jandarma operasyonuyla beni kurtardılar onların ellerinden.

SUNUCU: Ama babanızın, ailenizin de iddiası tam tersi yönde.

CEYLAN ÖZBUDAK: Evet.

SUNUCU: Yani sizin Adnan Bey'le işte Adnan Bey'in cemaatiyle, BAV'la ilişkilerinizde zorlandığınız ve tamamiyle etki altında kalarak bu konuşmaları yaptığınız yönünde. Bunlar hakkında ne söylersiniz?

CEYLAN ÖZBUDAK: Babam tam bir tiyatro oyuncusu gibi böyle televizyonlara çıkıyor, gazetelere gidiyor, ağlıyor, göz yaşları döküyor ama bu insan beni silahlı adamlara dövdüren, kaçıran bir insan. Yani ben eğer onun dediği gibi kendi rızamla "gel babacığım, biz gidelim" demiş olsaydım, böyle bir insan üstü başı parçalanmış, ayağında ayakkabısı yok, sürüklendiği için ayakları çizik içinde, kan revan içinde, öyle gider mi? Onun dediği gibi olsa öyle olmaz. Polis oraya gelmez, benim hakkımda arama başlatılmaz, jandarma beni kurtarmak için operasyon başlatmaz. Zaten bu insan onlarca davadan yıllarca yani yıllar boyu yargılanmış bir insan. Dolandırıcılıktan, devleti dolandırmaktan.

SUNUCU: Peki. Sizin Adnan Bey'le, kitaplarıyla tanışmanız nasıl oldu? İlk nereden böyle bir çizgiye kaydınız? Öyle bir hani söylenen aile yapısından böyle bir çizgiye nasıl kayıldı?

SİNEM TEZYAPAR: Ben onyedi yaşından beri Sayın Adnan Oktar Beyefendi'nin kitaplarını, bütün çalışmalarını takip ediyorum. Ehli Sünnet inancını kendisinden öğrendim. Fikirlerine, görüşlerine çok saygı duyuyorum. Ben ilk bu şekilde namaz kılmaya başladığımda ailem önce tepkilerini gösterdi. Ondan dolayı ben gizli kılmaya başladım. Sonrasında bir defasında babam gece Kuran yani onlar uyuduktan sonra Kuran okuyabiliyordum ancak. Gece Kuran okuduğumu öğrendiği için eli boğazımda kalktım, canımı zor kurtardım. Akrabalarım şahittir. Onlara sığınmak zorunda kaldım. 18 yaşına kadar sabrettim. Bu şekilde gizli dinimi yaşamaya çalıştım. Ondan sonra ben kendim evden ayrılma kararı aldım. Çünkü evde çok fazla şiddet, baskı olayları vardı. Babam bir defasında belimden aşağı sarkıttı balkondan. Boğmaya kalkıyordu. Zaten dizlerim sakat kaldı, onun uyguladığı şiddetten dolayı. Bu yoldan dönmeleri için, namaz kılmaları, Allah'a yönelmeleri için çok defalar uyardım, hiçbir şekilde dinlemediler. Zaten babam zamanında devlete karşı faaliyetlerde bulunmuş komünist zihniyette bir insandır. Annem zamanında bu uzaylılardan vahiy aldığını iddia eden bir kadının tarikatındaydı. O kadın mahkeme kararı ile tutklandı. Onun ardından Edipçilerin tarikatına geçti. Bende ehli sünnet inancında olduğum için, hiçbir şekilde hayat görüşüm onlarla uyuşmuyordu. Onların haram parasını da kullanmak istemediğim için, kendim 18 yaşından sonra evden ayrıldım.

 

(TIKLAYIN)


ANTITANKER.COM

(TIKLAYIN)



http://www.oktar-babuna.net

Oktar Babuna'nın sitesine oktar-babuna.net linkinden ulaşabilirsiniz.




MÜNAFIĞIN FAYDALARI


25.05.1007 TARİHİNDE BİLİM ARAŞTIRMA VAKFI'NIN YABANCI MEDYA KURULUŞLARI İLE DÜZENLEDİĞİ BASIN TOPLANTISI
(video)


SAYIN ADNAN OKTAR'IN
OBJEKTİF PROGRAMI İÇİN VERDİĞİ
24 MAYIS 2007 TARİHLİ SON RÖPORTAJIN TAMAMI


BİLİM ARAŞTIRMA VAKFI'NIN
23 MAYIS 2007 TARİHİNDE DÜZENLEDİĞİ BASIN TOPLANTISI
(video)


BİLİM ARAŞTIRMA VAKFI'NIN
19 MAYIS 2007 TARİHİNDE DÜZENLEDİĞİ BASIN TOPLANTISI
(video)



Sayın Kadir Çelik'in Hatası





Satanistlerin yazışmalarından

  • Daha önce kızını ve kendini pazarlayan Silikonlu Nuran'ın, Saxo Q'nun siğillerinin anal ve cinsel organ bölgesini sarması nedeniyle iş yapamaz hale geldiği için yeni gayrı meşru arayışlar içine girdiğini
  • Bu yüzden son olarak, yeni bir gayrı meşru gelir elde etmek için, homoseksüel Kız kerem ile homoseksüel manyak gergedan lakaplı kişileri cinsi sapıklara pazarlama gibi iğrenç bir yola saptığını
  • Homoseksüel Kız Kerem'i, pazar akşamı bir iş adamına kadın kıyafeti giydirerek manyak gergedan lakaplı homoseksüel ile kol kola gönderdiğini
  • Ayrıca evlere giderek bir kozmetik firmasının ürünlerini illegal pazarlayan bu ekibe mensup bir kadının, ahlaksızca talebi olanlara simsarlık yaptığını
  • Bu kadının güzellik malzemesine ihtiyacınız var mı diye evlere giderek kendince uygun gördüğü evlerdeki kişilerin, kadın talebi veya cinsi sapıksa bu tip eğilimlerini tespit ederek Silikonlu Nuran'a durumu bildirdiği ve bunun karşılığında bu gayri meşru işlerden Silikonlu Nuran'dan %30 pay aldığını
  • Yine bu kadın simsarı kadının illegal pazarladığı kozmetik ürünleri ile, homoseksüel Kız Kerem'in pazarlanmadan önce yüzüne bizzat makyaj yaptığını ve her makyaj başına bunlardan para aldığını, para kazanmak için böyle iğrenç bir metod bulduklarını öğrendik.

Yine bu yazışmalardan edindiğimiz bir bilgide de bu kişilerin bu bilgileri nasıl öğrendiğimize şaşırdıkları ve daha ketum olmaları gerektiğine dair karar aldıklarını tespit ettik.

Bu bilgiler yer yer saat saat elimizde mevcut. Böyle insanlar herşeyi yapabilecek kapasitededirler. Yazışmalarında kaybedecek birşeyimiz yok diyorlar. Onun için BAV ve Sayın Adnan Oktar'a karşı herşeyi yapabilecek durumdalar. BAV ve Sayın Adnan Oktar'a düşman olan çevreler, bu kişilere belli miktarda para vererek saldırmaları ve tuzak kurmaları için kışkırtıyorlar. Bu kişilerin işi gücü de yok. Aç ve sefil insanlar. O yüzden tehlikeliler. Bu kişiler ve bu karanılık örgütlenme içine katılanlar, emniyet birimlerince uzun bir süredir izlenmektedirler. Haklarında birçok mahkemece çete ve illegal örgütlenmeden dolayı ayrıca şantaj, tehdit ve hakaret ile de ilgili soruşturmalar devam etmektedir. Henüz soruşturma aşamasında olduğu için detaylı bilgileri daha ileriki bir zamanda yine bu sitede açıklayacağım.


Müslüman basına sızması için Satanistlerce görevlendirilen "Silikonlu Nuran" lakaplı Satanist kadın, başörtülü resimler çektirerek muhafazakar bir kısım gazetelere bu resimleri göndermiş ve gazetelerinde yazar olarak görev almak istediğini söylemiştir. Azılı din düşmanı ve üst dereceden satanist olduğu halde kendini ehli sünnet dindar müslüman olarak tanıtmıştır. Fakat muhafazakar basın kuruluşları, kişiliğinden şüphelenerek bu kişiyi bünyelerine almamıştır. Silikonlu Nuran'ın buradaki amacı, ajan provakatör olarak Müslümanların arasına girmek, sahte ihbarlarda bulunmak, Müslümanlara yönelik baskı oluşturmak, Müslümanlar aleyhinde iftiralarda bulunmak ve onları mağdur etmektir. Bunun karşılığında bazı karanlık mihraklardan para alacağını sanan Satanist Nuran ve Saxo (Q) lakaplı kişiye karşı muhafazakar ve mukaddesatçı çevreler son derece dikkatli olmalıdır.



Satanistlerin yazışmalarında

  • Silikonlu İblis Nuran lakaplı satanistin, yıllarca evli olduğu halde fuhuş ile geçimini sağladığı,
  • Müşteri bulamayınca kendine silikon taktırdığı,
  • Bunu kendi çıkarı için yapmadığını, müşterileri istediği için bunu yaptırdığını söylediği
  • Ayrıca kendi kızını da Ataköy'de sattığı
  • Ataköy'de satış yapılan yere 'Dükkan' adını verdiği ifade ediliyor.

Bu yer Ataköy Gazi Sitesi'ndedir. Ve ismini verdiğim kişiler de (G., D.) doğrudur. Kanaatiniz gelmezse açık adres ve kapı numarasına kadar verebilirim. Hatta ahlak polisindeki kayıtlarına kadar verebilirim. Burda anlatılanların tamamı belgeli ve doğrudur. Ve bu iki satanistin yüzlerce müşterisi var. Bu kişilerden de bilgi aldık.

Ayrıca satanistlerin yazışmalarında

  • Silikonlu Nuran'ın iyice çökmüş bir insan olduğu için ve artık fuhuş yapamadığı için şimdi Cevat Babuna'ya yanaştığı
  • Cevat Babuna'ya 'Sana her türlü hizmeti yapabilirim, yazı da yazabilirim' dediği
  • Ve böylece satanist Q ile birlikte, BAV ve Sayın Adnan Oktar aleyhindeki yazıları yazanların bunlar olduğu
  • Karşılığında Cevat Babuna'dan para aldıkları
  • Hatta geçen gün, satanist homoseksüel Kız Kerem'in, daha önce televizyonda çıkan haberlerden hazırladığı uydurma propaganda kasetini, kendi aklınca BAV ve Sayın Adnan Oktar aleyhinde olabileceğini düşünerek çoğaltmak için Cevat Babuna'dan yüklü miktarda para aldığı belirtiliyor.

Tam bir sefalet, rezalet ve zavallı duruma düşme mevzu bahis. Cevat Babuna ile Semin Babuna'yı tokatlayan tokatlayana, kandıran kandırana.

Ayrıca bu yazışmalarda

Saxo (Q) lakaplı kişinin de fuhuş yapamamasının sebebinin cinsel organını ve anal bölgesini tamamen saran siğiller olduğu ve bunu da 'Logar çukurunda çiçek açtı' diye çok münasebetsiz bir üslupla anlattığı belirtiliyor.


Saxo (Q) lakaplı satanistin bir başka satanist ile yaptığı yazışmalarda Logar çukurunda ve yüzümde de çiçek açtı şeklinde bir yazışması var. Bunu araştırdığımızda satanistlerden aldığı pislik nedeniyle anal bölgesinde oluşan siğillerin yüzüne de bulaştığını ve bunun için doktor tespiti olduğunu öğrendik. Anal bölgesinden yüzüne bulaşan siğiller yüzünde açıkça görülüyor. Satanistler tarafından ajan provokatör olarak BAV içine sızdırılmaya çalışılan bu kişi hemen tespit edilmiş ve BAV camiasına hiçbir şekilde yaklaştırılmamıştır.


DİKKAT

SATANİSTLER BAV VE SAYIN ADNAN OKTAR'A KARŞI ÖRGÜTLÜ SALDIRIYA HAZIRLANIYOR

Satanist yazışmalarında,

1. Satanistlerin "Silikonlu İblis Nuran" isimli kişinin liderliğinde toplantı yaptıkları belirtilmektedir.

2. Silikonlu İblis Nuran'ın yardımcısı olan kişinin bütün Ataköy satanistleri arasında çok ünlü olduğu, "İblisin tohumu" olarak da tanındığı ve "Q" işaretini de kullandığı

3. Ayrıca bu kişinin satanistler arasında "Logar Çukuru, Saxo (Q), Tanker" gibi çok kötü lakaplarla tanındığı

4. Bu kişiye, Tanker lakabının, satanistlerin cinsel atık pisliklerini vücudunda topladığı için satanistlerce takıldığı

5. Bu satanistin kendi okuduğu lisede de Saxo (Q) ve Tanker lakaplarıyla tanındığı

6. Ve vücudunun bu iğrenç kapasitesiyle Tanker lakabını aldığı, Ataköy satanistleri de dahil olmak üzere herkes tarafında bilinmekte olduğu

7. Bu iki kişinin, Cevat Babuna'ya yanaşarak ondan aldıkları para karşılığı BAV ve Adnan Oktar aleyhinde faaliyet göstermek üzere anlaştıkları açıklanıyor.

Yine Satanistlerin yazışmalarında,

8. Satanistlerden Kız Kerem lakaplı homoseksüelin, satanistlerin ayin toplantısında manyak gergedan lakaplı satanistle erkek erkeğe evlendirildiklerini

9. Bu iki satanistin  'Şeytanların balayı' şeklinde bu iğrenç hayatlarını sürdürdükleri

10. Kız Kerem lakaplı homoseksüelin gerçek kimliğini saklayıp Cevat Babuna'ya yanaşarak "Her türlü konuda size yardım ederim" diyerek Cevat Babuna'dan para aldığı

11. Ayrıca nasıl kandırıp para aldığını, bu paraları nerelerde kullandığını

12. Kız Kerem'in 'Cevat Babuna ile sabaha kadar baş başa durum değerlendirmesi yaptık' diye belirttiği

13. Yine Zekeriya Beyaz Hoca ile de geçen hafta sabaha kadar baş başa durum değerlendirmesi yaptıklarını belirttiği bildiriliyor.

Ayrıca bu yazışmalarda

  1. Taksimdeki Kızıl Şeytan ekibi ile de bağlantıya geçtikleri
  2. "Kaybedecek bir şeyimiz yok, Şeytan bizi bekliyor" sloganı ile hareket ettikleri belirtiliyor.

Bu kişilerin ne kadar tehlikeli insanlar olduğunu bir çok kişi bilmemekte. O yüzden buradan açıklıyorum.

Satanistlerin yazışmalarından

  1. Saxo (Q) lakaplı kişinin, Ataköy'de tanınan kişiler olan ortaokul mezunu G. ve D. isimli satanist fahişelerle Ataköy Gazi sitesinde birlikte kaldığı
  2. Bu randevu evi gibi kullanılan evde kendini satarak geçimini ve okul masraflarını kazandığı
  3. Saxo (Q) lakaplı kişinin kokain kullanmaktan burnunun deforme olduğu ve çirkin ve biçimsiz bir hal aldığı ve burnunun bu çirkin görünümü ile hemen dikkat çektiği
  4. Kokain etkisi ile diş eti çekilmesi olduğu, bunun için tedavi olduğu ama burnuna çözüm bulunamadığı
  5. Fuhuştan elde ettiği gayri meşru paralarla hem satanistlere destek sağlayıp hem de C isimli mafya elemanından kokain temin ettiği,

Anlaşılıyor.

Satanistlerin yazışmalarında,

  1. Silikonlu İblis Nuran lakaplı kişinin homoseksüel bir medyumla sürekli görüştüğü
  2. Onun garip iddialarına inanarak karanlık eylemler yaptığı
  3. Bu medyumun güya şeytandan bilgi aldığını Silikonlu İblis Nuran'a ilettiği
  4. Bu sapık medyumun hemen her sözüne inandığı

İfade ediliyor.

Yine bu yazışmalarda

  1. Saxo (Q) lakaplı kişinin 2000 yılında bir dersanede tanıştığı FA isimli bir gencin kız kardeşi olan C'nin ziynet eşyalarını çaldığı
  2. Çaldığı eşyaların dersanede Saxo (Q) lakaplı kişinin üzerinde yakalandığı
  3. Fakat şahısların çalınan eşyaların bulunmuş olmasından dolayı, olayı emniyete intikal ettirmedikleri

açıkça ifade ediliyor.

Bu iki kişi ile ilgili burada yazılanlar, kendi mahallerinde de çok açık biliniyor, okullarında da. Saklı, gizli bir konu değil. Saxo (Q) lakaplı kişinin okulunda birkaç kişiye sorduğumuzda hemen bilgi verdiler. Hiç abartı da yok. Bire bir doğru hepsi. Örnek olarak, Saxo (Q) lakaplı kişinin kokainden burnunun genişlemesi açıkça görülüyor. Kokain sebebiyle rahatsızlanan diş etlerinden tedavi olduğu doktor raporu ile sabit. Hırsızlık olayı bizzat olayın mağdurları tarafından bildirildi. Fahişelik olayı sabit, evin yeri belli. En açık biligiyi okulundaki kişilerden alabilirsiniz. Ve tamamının doğru olduğunu anlayabilirsiniz. Ki burada belirtilenler en az kısmıdır.

Gene de kuşkusu olan varsa Saxo (Q) lakaplı kişinin okuluna gidip 1 - 2 dönem önce mezun olan hatta son sınıflardan herhangi bir öğrenciye sorun.

  1. Tanker lakaplı kişi bu okulda okudu mu?
  2. Satanist miydi?
  3. Lakabı Saxo olan bir kız tanıyor musunuz?
  4. Saxo lakabı neden verilmişti?

diye sorun.

Hemen tereddüt etmeden yanıtlarlar. Şüphelenenler için bu çok güçlü bir delil.

 

Hz. Mehdi'nin Dünyadaki Manevi Ordusu

Allah'ın izniyle, Mehdi vesilesiyle İslam ahlakı tüm dünyada hakim olacaktır. Lehte yapılan faaliyetler kadar, aleyhte yapılan tüm çalışmalar ve propagandalar da, istenerek ya da istenmeyerek Mehdi'nin ortaya çıkışına, tanınmasına, hizmetlerine güç katacaktır. >>

 

MANYAK GERGEDAN VE KIZ KEREM'İN TUZAKLARINA DİKKAT

manyak gergedan lakaplı psikopat bir homoseksülle yıllardan beri karı koca hayatı yaşayan Kız Kerem, bu sapık ilişkinin öğrenilmesi üzerine dışarıdan bulduğu zavallı bir kızla anlaşarak göstermelik bir evlilik yapma hazırlığında. Bu yöntemle kendince homoseksüel yaşantısını çevresinden gizleyebileceğini zannetmektedir. Böylece ağlarına düşürecekleri gençleri ehli sünnet harici sapkın inançlarına ve kendi çirkin emellerine alet edebileceklerini düşünmektedirler.

 


Cevatçılar toplu halde

Geçtiğimiz günlerde Edip Yüksel, Cevat Babuna'nın Erenköy'deki evinde, Bilim Araştırma Vakfı'na karşı uygunsuz ve hukuksuz bir oyunun planlandığı bir toplantıya katılmak üzere Türkiye'ye gelmiştir. Edip Yüksel'in de katıldığı bu toplantı polis tarafından basılmıştır. Ancak polis baskınını önceden haber alan Edip Yüksel baskından yarım saat önce güvenlik güçlerinden kaçmıştır. Edip Yüksel, polisin kendisini yakalama korkusundan gece sabaha kadar uyuyamayarak bir yerde gizlenmiştir. Sabahleyin mahkemeye gelip teslim olmuş, hakkında dava açılmıştır. Edip Yüksel, Bilim Araştırma Vakfı'na karşı kurulan düzenin uygulanması için Türkiye'de daha uzun kalacakken son anda planını değiştirmiş, apar topar Türkiye'den kaçmıştır. Edip Yüksel hakkında yeniden savcılığa başvurulmuş, savcılık çeşitli suçlardan hakkında yeniden soruşturma başlatmıştır.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Edip Yüksel'in http://19.org adresindeki sitesinde Atatürk'e, devlet kurumlarına, Türk Silahlı Kuvvetlerine, yargı organlarına ve mensuplarına sürekli olarak son derece galiz ifadelerle hakaret ettiğini tespit etmiştir.

Bunun üzerine İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Ar-Ge Bilişim Suçları Büro Amirliği Edip Yüksel'in sitesindeki suç unsurlarını tespit etmiş, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da siteye erişimin engellenmesi talebiyle mahkemeye başvurmuştur.

Savcılığın talebini yerinde gören İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi, 10.04.2007 tarih, 2007/614 Müt sayılı kararıyla siteye erişimin engellenmesine karar vermiştir.

Edip Yüksel'in devlet organlarına ve yargı mensuplarına mesnetsiz iddialarla, galiz ifadelerle hakaret ve iftira etmesi sebebiyle aleyhinde açılan tek dava bu değildir.

Edip Yüksel aleyhinde, Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 5237 Sayılı yasanın 1 - 2 - 3 / a maddelerine dayanarak (2 kez) cezalandırılması için 22.09.2006 tarihinde kamu davası açılmıştır. Dava Şişli 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nde 2006 / 508 E. Sayılı dosyada devam etmektedir.

Ayrıca Edip Yüksel'in Atatürk'e, yargı organlarına ve mensuplarına, Türk Silahlı kuvvetlerine yönelik galiz hakaretleri sebebiyle Türkiye'nin çeşitli yerlerinden Cumhuriyet Savcılıkları harekete geçmiş bulunmaktadır.

Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı Edip Yüksel'in bu suçlardan cezalandırılması için kamu davası açmak üzere soruşturma yapmaktadır. Ankara Cumhuriyet Savcılığı 2007/1189 Hz. Sayılı dosyasında ve Sincan Cumhuriyet Savcılığı'nın 2007/7759 Hz. Sayılı dosyasında, devlet kurumlarına, Türk Silahlı Kuvvetlerine, yargı organlarına ve mensuplarına yönelik düşmanca ifadeleri sebebiyle Edip Yüksel aleyhinde kamu davası açılmak üzere soruşturmalar devam etmektedir.

Cevatçıların avukatı Rezzan Aydınoğlu onların hemen hemen tüm toplantılarına iştirak ediyor. Bu kişi aynı zamanda Aydın Doğan'ın, Fatih Altaylı'nın, Ebru Şimşek'in ve Edip Yüksel'in de avukatı. Bilim Araştırma Vakfı aleyhine ve Adnan Oktar aleyhine açılan davalarda genelde bu kişi görev alıyor.


Cevatçılar, "Kesilmiş biçilmiş defolu antikaları topluyoruz. Nerede varsa bize gelsinler" diyorlar. Yancı Kadavra dedikleri bir zavallıya internet sitesi hazırlattılar. Onu da Türk adaletinin demir yumruğu yerle bir etti. Şimdi Yancı Kadavra aç kalmış. Kendine yeni meşgaleler arıyormuş. "Bir kaç bardak şarap verin, yemek verin, ne isterseniz yapayım" diyerek, ona buna yalvarıyormuş.

...Gerçekten o, kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler. (Yusuf Suresi, 68)

İşte böyle, onun yanında "özü kapsayan bilgi olduğunu" (veya yanında olup-biten herşeyi) Biz (ilmimizle) büsbütün kuşatmıştık. (Kehf Suresi, 91)

... Ona bir 'hüküm ve hikmet' ve ilim verdik. Biz iyilikte bulunanları işte böyle ödüllendiririz. (Kasas Suresi, 14)

... Ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik. (Sad Suresi, 20)

"... Ben size bir hikmetle geldim..." (Zuhruf Suresi, 63)

Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve Tarafımız'dan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular. (Kehf Suresi, 65)

Hak dini tebliğ etmekle görevlendirilen tüm elçilere Allah katından bir ilim ve hikmet verilmiştir. Hz. Zu'lkarneyn, Hz. Hızır, Hz. Davud, Hz. İsa hep Allah'ın hikmet verdiği elçilerdendir. İşte Sayın Adnan Oktar'ın eserlerinde de salih müminlerde olan bu hikmet vardır. Sn. Oktar profesör değildir, yurtdışında eğitim de görmemiştir ama Allah'ın izniyle "özü kapsayan bilgiye ve hikmete" sahiptir. Allah, kendisine özel bir ilim nasip etmiştir. Yoksa eğer böyle eserler oluşturmak üniversite eğitimiyle olacak olsaydı, Irak'ta, Mısır'da, Suudi Arabistan'da eğitim almış, profesör olmuş, ihtisas yapmış bir çok alim vardır. Ancak şu an Sayın Adnan Oktar İslam aleminde tektir. Dünyadaki en etkili eserler Sayın Adnan Oktar'ın eserleridir. Tebliğ yapacak olan herkes, Sayın Oktar'ın eserlerini referans almakta, bu eserleri kullanarak seslerini duyurmaktadır.

Nitekim tarih boyunca gönderilmiş hangi peygamber, hangi sahabe üniversite eğitimi almıştır? Peygamber Efendimiz (sav) üniversite eğitimi almamıştı. Yabancı dil de bilmiyordu. Hatta ümmiydi (okuma yazma bilmeyen veya tahsil görmemiş kimse). Ve Allah Kuran'da Müslümanlara "Allah'ın ümmi olan elçisine uymalarını" bildirmişti:

Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır. (Araf Suresi, 157)

De ki: "Ey insanlar, ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş olursunuz. (Araf Suresi, 158)

Allah Peygamber Efendimiz (sav)'in fakir ve yetim bir insan olduğunu ve ümmi olduğunu ayetlerde bildirmiştir. Fakat Allah onu bütün kainatın efendisi kıldı. Ondan evvel de Hz. Yusuf çocuk yaşta kuyuya atıldı, hapse kondu, ezilmeye çalışıldı ama Allah onu Mısır'a sultan yaptı. Sayın Adnan Oktar da ümmi bir insandır. Ancak bilinmelidir ki Allah nimetini hiç umulmadık insanlara verir. Seçtiği kullarını, velisini insanların içinde saklar. Hz. Musa da peygamber olarak geldiğinde, kavminin hiç ummadığı bir insandı. "Göğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor..." (Şuara Suresi, 13) ayetinden, Hz. Musa'nın heyecanlı bir insan olduğu anlaşılıyor. Ama Allah onu seçmişti. Kavmine elçi olarak onu layık görmüş, ona Katından bir üstünlük ve ilim vermişti. Aynı şekilde, "Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi..." (Enbiya Suresi, 83) ayetinden anlaşılacağı gibi, Hz. Eyüp'ün de çeşitli hastalıkları vardı. Ama Allah onu da alemlere üstün kılmış, peygamber olarak onu seçmişti.

Bu nedenle üniversite bitirmenin, profesör olmanın, sonucunda hiçbir şey başaramadıktan sonra bir önemi yoktur. İnsanlar "nasıl olur da Amerika'da öğrenim görmemiş, ihtisas yapmamış biri dünyayı yerinden oynatır" diye şaşırıyorlar. "Böylece: "Allah içimizden bunlara mı lütufta bulundu?" demeleri için onlardan bazısını bazısıyla denedik." (Enam Suresi, 53) ayetinde haber verilen insanlar gibi haset içerisinde bu gerçeği reddetmeye çalışıyorlar.

Evet Sayın Adnan Oktar ümmidir; ama Allah ona çok özel bir ilim ve hikmet vermiştir. Tek başına tüm dünyada çok büyük bir etki meydana getirmekte, eserleriyle dünya çapında bir aydınlanmaya ve hidayete vesile olmaktadır.

İnsanların içerisine düştükleri bu durum, Allah'ın Hz. Talut'u elçi olarak seçtiğinde, kavmindeki kişilerin haset ve kıskançlık ile dile getirdikleri şu sözleri akla getirmektedir:

Onlara peygamberleri dedi ki: "Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi." Onlar: "Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir?" dediler. O (şöyle) demişti: "Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü arttırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir." (Bakara Suresi, 247)

Allah şeytanın müminlerin salih faaliyetlerini engellemek için yaygara yapacağını bildirmiştir:

Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun. Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez. (İsra Suresi, 64)

Üç beş kendini bilmezin yaygarası ile, Sn. Adnan Oktar'a karşı muhabbet sevgi ve bağlılık bilakis çok daha alevlenip şiddetlenmektedir. Şeytanın yaygaraları beni, kardeşlerimi, arkadaşlarımı, kimseyi etkilemez. Tam aksine Sayın Adnan Oktar'a olan sevgiyi, muhabbeti ve güveni kat be kat arttırır ve arttırmaktadır.

Yancı kadavranın özellikleri

Cevat Babuna ve karısı Semin Babuna

YORUMSUZ

Sn. Adnan Oktar'ın kitapları yazmadığını söylüyorsunuz. Bir an için öyle farzedelim. Daha önce Adnan Oktar'ın yanında olduğunu iddia edip ayrıldığını söyleyen bir çok münafık var. Bunlar bu kitapları biz yazıyorduk diyorlar. Başlarında da Cevat Babuna var, üstelik profesör. Ayrıca kendisine Uçan Türk dendiğini iddia eden bir profesör. Üstüne üstlük Amerika'da ihtisas yapmış birisi. Diğer profesör arkadaşlarını da toplasın, istediği gibi ilave bir ekip daha kursun ve sonra da Sn. Adnan Oktar'ın yazdığı kitaplar gibi bir tane kitap yazsın görelim. Yoksa hiç konuşmayın.

Ebru Şimşek, annesi Rukiye Şimşek gibi ünlü elemanları da kadrosuna dahil eden Cevat Babuna genç erkeklerden ve genç kızlardan ekibine yeni katılımlar olduğunu, bu katılımların daha da artacağını umduğunu, onları hem evinde hem uygun yerlerde eğiteceğini, kendine benzeteceğini, onlara bilmediklerini öğreteceğini söylüyor.

Allah Kuran'da bu hususu şöyle belirtiyor:

De ki: "Bize yararı ve zararı olmayan Allah'tan başka şeylere mi tapalım? Allah bizi hidayete erdirdikten sonra, şeytanların ayartarak yerde şaşkınca bıraktıkları, arkadaşlarının da: "Doğru yola, bize gel" diye kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde gerisin geri mi döndürülelim?" De ki: "Hiç şüphesiz Allah'ın yolu, asıl yoldur. Ve biz alemlerin Rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk." (6/71)

Yaratılış Atlası kitabının tüm Dünyada atom bombası etkisi yapması masonları ve Sabetaycıları şoka soktu. Maddi manevi bütün imkanlarıyla Bilim Araştırma Vakfı'na ve Sn.Adnan Oktar'a karşı kendilerince karanlık bir mücadele yürütüyorlar. Her saldırı her oyun müslümanları hem güçlendirir, hem daha da canlandırır ve daha da biler.

SABETAYCILAR KAHPE TUZAKLAR PEŞİNDELER

www.oktar-babuna.net
www.HumaBabuna.org
www.EdaBabuna.com
www.babunacevap.com
www.cevatbabunayacevap.com

www.oktarbabunaiftiralaracevapveriyor.com

Milliyet Gazetesi, 26 Mart 2007
Reyting Canavarı

ZEKİ CEYHAN'IN 18.03.2007 TARİHLİ YAZISI

Malum çevrelerin daha doğrusu Adnan Hoca takıntısı olan çevrelerin ikide bir ekranlarda arz-ı endam etmelerinden bıktık usandık!

Koca koca adamlar, yaşını başını almış hanımlar "Çocuklarımızın ruhunu çaldı" diye Adnan hocadan şikayetçi oluyorlar ve bu şikayetlerini ekranlarda yana yakıla anlatıyorlar!

Bu yakınmalara bakarsanız sanki Adnan hocanın etrafında toplananlar çoluk çocuk!

İlköğretim çocukları ya da liseli gençler!

Yahu bu koca koca adamlar ile yaşını başını almış hanımların "Çocuklarımız" diye sahiplenmeye çalıştıkları kişiler üniversite mezunu ve çoğu da kırklı yaşlara merdiven dayamış kişiler!

Bu eğitimdeki ve bu yaştaki insanların ruhu nasıl çalınır?

Bu eğitimdeki ve bu yaştaki insanlar nasıl kandırılır?

Adnan hocayı severler ya da sevmezler bu ayrı mesele!

Ama Adnan hocadan illa ki şikayetçi olacaklarsa daha akılcı ve daha mantıklı sebeplerle insanların karşısına çıkmalılar!

Şikayetlerini periyodik hale getirip iki de bir "Adnan hoca çocuklarımızı kandırıyor" diye ekranlara çıkmalarının artık hiç inandırıcılığı kalmadı!

Belki de bu insanlar Danimarkalı aileler kadar açık ve mert olamadıkları için böyle abesle iştigal ediyorlar.

Danimarkalı aileler de "Eyvah çocuklarımız Müslüman oluyor" diye bir araya gelmişler ve dernek kurmuşlar!

Danimarkalı aileler "Çocuklarımız intihar eylemcisi olmasın" diye böyle bir dayanışma(!) içine girmişler!

Zavallılar sanıyorlar ki çocukları Müslüman olunca intihar eylemcisi olacak!

Danimarkalılar böyle düşünmekte mazur görülebilirler, "Zaten İslam'ı bilmiyorlar ki" diye hoşgörü ile karşılanabilirler!

Ama Adnan hoca muhaliflerinin hali öyle mi?

Adnan hocanın etrafında toplanan gençler ne yapıyorlar?

İçki, kumar, zina gibi kötü alışkanlıklardan uzak duruyorlar!

Abdest, namaz, oruç, zekat gibi ibadetlere sarılıyorlar!

Ve inançlarını başkaları ile paylaşmak için seferber oluyorlar!

Bunun neresi kötü?

Bu soruyu bizden önce çocukları Adnan hocanın yanında yer alan aileler soruyorlar!

Bir-iki ailenin bir bardak suda fırtına koparma gayretkeşliğinden yakınarak çocuklarının Adnan Hocanın yanında yer almasından duydukları memnuniyeti dile getiriyorlar!

Ve Adnan hocaya çocuklarımızı kötü alışkanlıklardan uzak tutuyor diye dua ediyorlar!

Evet, bir-iki ailenin sürekli ekranlarda arz-ı endam etmesi bu aileleri fena halde üzüyor! Ve bu çirkin tezgahın bir an evvel sona ermesini diliyorlar. Bir-iki ailenin yaptığı çığırtkanlığa karşı sessiz kalmayacaklarını belirtiyorlar.